80Ler

Steven Spielberg yeni filmi “Ready Player One” için tanıtım turlarına çıktı ve konuştuğu konular arasında 80’lere duyduğu özlem var. Tabii özleyecek diyebilirsiniz Gremlinler, E.T, Goonies gibi en önemli eserlerinden bazılarını o dönemde vermiş, 80’lerde kime sorsanız 7’den 70’e aleme kendini tanıtmış ve sevdirmiş bir devdi.

Hala da öyle, yanına çok isim gelse de, son dönemde durulsa da listedeki yeri çok oynamadı. Ready Player One filminin hikayesi 2011’da basılan Ernest Cline’a ait aynı isimli bilimkurgu romandan geliyor. 2045 yılına seyahat eden roman, bir ergenin Virtual Reality oyunların dünyasına saklanmasını anlatıyor. Filmde birçok 80’ler, 90’lar ve hatta 70’ler referansı bulunuyor. Böylece o dönemi özleyen herkesi -yani dünyanın çoğunluğunu- kıskıvrak kavrıyor.

Steven Spielberg özlüyor, biz de özlüyoruz. Evet, adamcağız(!) belki o dönemki başarısını özlüyor olabilir. Ama kendisi sonra gelen yıllarda da bir “loser” a da dönüşmedi. Yine Hollywood’da malikaneleri, önünde türlü arabaları, yatları&katları vardır.

Biz de, hadi sizi içine katmayayım ezbere, ben de çok özlüyorum. Günün Susam Sokağı’ndan önce ve sonra saatler olarak ayrılmasını özlüyorum. Yazın bahçeye çıkmanın yasak olduğu öğlen uykusu saatinde aslında hepimizin gizli gizli dakika saydığı anları özlüyorum bir de. Sonra Elm Sokağı izlemenin çok “büyük işi” olduğu dönemi, 11 matinesine sinemaya gitmeyi. Mısır tercih edince dondurmayı, dondurma tercih edince mısırsız mahsunlaşmayı. Koca adam gibi lahmacun kokmayı. Sahilde en güzel midye kabuğunu aramayı. Babaların arabayı park ederken çocukları oyundan toplamasını. Doğum günü partilerine sadece birkaç aynı okuldan arkadaşın değil de çevredeki herkesin çağrılmasını. Devlet okuluna gidebilme imkanını. Ablamla evdeki mimarlık dergileriyle oynadığımız ev kapmaca oyununu (derginin sayfalarını bir kişi çevirirken iki tarafın da “bu benim!” diye bağırmak için elleri hazır bekler. İlk seçen Architectural Digest dergisindeki güzel evlerden birine sahip olur sanal olarak. Eğer kötü ev çıkarsa üzülünür.). Çingeneler tarafından kaçırılmanın imkan dahilinde olmasını. McDonalds’ın semte açılmasının imkan dahilinde olması. Michael Jackson’ın sizinle aynı zaman diliminde yaşıyor olması. Divan Pub’da oturan gençler. Adnan Hoca diye birinin bilinen en kötü hoca olması. Seul Olimpiyatları. Cookie (köpek). Roger (tavşan). Abladan okuma-yazmayı öğrenmek. Fiş defteri, matematik için plastik fasülyeler. Televizyonda en çok kızılan programın “Bu Toprağın Sesi” masumiyetinde olması. Gizli gizli Clementine’den korkmak. Yazlık kıyafetler ilk çıktığında yayılan deniz ve güneş yağı kokusu. Kar başladığında Allah’a tatil için yakarmak. Uydu anteninin gelişi. Okul, apartman ve yazlık arkadaşlarını ayrı ayrı biriktirmek. Bir de çıkartma defteri biriktirmek. Kuzenlerin arkadaşın olması. American Eagle’ların cırt cırtları. Anne-babanın sana cin-fiz yaptırması. Moonwalker’da Like a Prayer dinlemek. Şarkıları gönül rahatlığıyla ata ata söylemek. Birgün Neverland’e gidebilme umudu. Disneyland turu için kupon biriktirmek. Gereksiz yere aşık olmak. Nirvana’yı annenlerin asla anlayamayacak olması. Babanın Beavis and Butthead’e gülmesi. “FOMO” yaşamamak.  Savaşların çok uzakta olması. Kenan Evren’i iyi zannetmek. Adile Naşit’in sağlığına şahit olmak. Anneanneni otomatik olarak Adile Naşit’le aynı karakterde düşünmek. Ölümün uzaklığı. Post-truth’un uzaklığı. Beverly Hills çizgi filmindeki havuzlu arabanın ve görüntülü telefonun gerçek olacağı günü beklemek. Plastiğin matah bir şey sanılması. Hep yazı özlemek.  Kasetlerin 7. şarkılarının iyi çıkması.

Özlüyorüz işte biz de kendimizce Steven…

çağla bingöl

Bu yazıyı paylaş

Mar 22, 2018, Jurnal | 80'ler, 90'lar, Adile Naşit, American Eagle, beavis&butthead, Bu toprağın sesi, çağla bingöl, Clementine, E.T, Ernest Cline, FOMO, Goonies, Gremlinler, Like a Prayer, michael jackson, nostalji, Ready Player One, seul olimpiyatları, steven spielberg, Susam Sokağı,
Diğer Haberler