Kozmetik Ürünleri Bitirmenin Dayanılmaz Hafifliği

Kozmetik dünyası gerçek anlamda dipsiz bir kuyu. Şampuan satın almak istiyorsunuz diyelim, saçınızı temizlemek için yaratılmış bir ürünün sayısız markada envai çeşidi var. Hadi saçınızın özelliklerine uygun olan bir şampuan almayı bir kenara



Kozmetik dünyası gerçek anlamda dipsiz bir kuyu. Şampuan satın almak istiyorsunuz diyelim, saçınızı temizlemek için yaratılmış bir ürünün sayısız markada envai çeşidi var. Hadi saçınızın özelliklerine uygun olan bir şampuan almayı bir kenara bıraktık diyelim, sürekli yeni bir mucize vadeden dönemin star içeriği ile (argan, jojoba, shea gibi gibi) donatılmış anlık hitler var. Ve gerek vaatleri ile olsun gerek göz alıcı ambalajlarıyla olsun çok çekiciler. Onlara nasıl hayır diyeceğiz?

Bu nedenle hepimizin evindeki raflar, dolaplar, hatta ekstra kutular dolup taşıyor. Yenisini alıyoruz ama eski olanı atmıyoruz. Çünkü neden bozulmamış ve içi dolu bir krem kavanozunu atasınız ki, daha kötü  durumda olanlarımız bazen boşlarını da atmıyor.

Peki o raflara dönüp baktığınızda ne hissediyorsunuz? Mutlu, tatmin olmuş mu? Yoksa mutsuz, aldatılmış ve rahatsız mı?

Psikoloji’de Zeigarnik Efekt diye bir şey var. İnsanlar yarım bıraktıkları şeyleri daha iyi hatırlıyorlar. Nasıl mı? Mesela size iki tane tamamlamanız istenen görev veriliyor. Fakat bir tanesinin arasında kesinti yaşıyorsunuz. Günün sonunda kesinti yaşadığınız görevin ayrıntılarını daha iyi hatırlıyorsunuz. Sanki kafanızın içinde bir “nerede kalmıştım” butonu var gibi. Ya da o anın ucunu kıvırıyorsunuz kitap gibi. Hatta 1920li yılların sonunda Zeigarnik tarafından keşfedilen bu olgu öğrenmeyi geliştirici bir metoda uyarlanarak kullanılmaya başlanıyor. Hatta birçok marketing ve reklam çalışmasında da farklı farklı yorumlamaları ile bu efekt üzerinden gidiliyor.

Aslında bu bizim bir işi bitirme motivasyonu ile hareket etmemizden kaynaklanıyor. Bitiremediğimiz zaman kafamıza takılıyor. Yani nereye gelmek istediğimi az çok anlamışsınızdır. Hani o bir ürünü hakkıyla bitirdiğiniz zaman içinizde olan tatmin ve mutluluk hissinden. Param rafta bozulmayı beklemiyor hissinden.

Eğer aldığım ürünleri bu motivasyon ile kullanırsam banyo dolaplarını açıp da önüme çıkan kozmetik deryasından mutsuz olmam. Çünkü hissetmesek de bitirmediğimiz her şey, bilinçaltına başarısızlık olarak kodlanıyor. Ne kadar küçük olursa olsun. Bu sağlıklı yaşam yeminleri ederek satın aldığınız fakat sonra buzdolabından çürüyerek attığınız meyve-sebze için de geçerli.

İşte uygulayabileceğiniz bir yöntem: Bugün kozmetik raflarınızı gözden geçirin. Aynı anda kulladığınız birkaç yüz kremi mi var? Sadece bir tanesini ortada bırakıp geri kalanını kaldırın. Aynısını diğer ürünleriniz için de uygulayın ve elinizde birkaç tane olan ürünlerin listesini çıkartın. Mağazaların sezon sonu gibi bir süre stoklarınızı temizleyin. Eğer çok sıkılıyorsanız ve yeni bir ürün almak istiyorsanız o zaman evde eleme yapın. Çöpe giden bir ürün sizi üzecektir ama bir daha eliniz mağaza reyonlarında gezinirken bu anı hatırlayacaksınız. Çünkü o yarım kalan bir andı.

Amerikan filmlerinde – dizilerinde kafayı çok taktıkları bir konu vardır: “Closure”. Yani o bitirme konuşması olmadan o ilişki hep huzursuzluk yaratır kafalarında ve hep bir yüzleşme peşindedirler. İşte bu da onun gibi ama biraz farklı kozmetik ürünlerinizle Closure yaşamanın hafiflemesi…

NOT: Yazının içinde kullandığım, son dönemin Instagram hitlerinden “shelfie” postları tam da bunun tersini söylemiyor mu? Beraber, yan yana, renkleri öylesine koordineli ne güzel de duruyor değil mi dolu dolu raflar. Alın size yazının hemen bitiminde bizi tüketime yönelttiklerine dair bir komplo teorisi. Saklı Seçilmiş Kozmetikler.

Çağla Bingöl

Sorry, the comment form is closed at this time.