Sağlıklı Beslenme İçin 5 Altın Öneri

Çocukluğumdan beri bir sürü şok diyet duymuşumdur. Hiç uyguladığım olmadı. Ama çocukken annemi Etimek ve sakarin eşliğinde kalori sayarken hatırlıyorum. Sonra 1990'ların en büyük buluşu olarak "light" ürünler hayatımıza girdi. Diet Cola, light yoğurt, suni

Çocukluğumdan beri bir sürü şok diyet duymuşumdur. Hiç uyguladığım olmadı. Ama çocukken annemi Etimek ve sakarin eşliğinde kalori sayarken hatırlıyorum. Sonra 1990’ların en büyük buluşu olarak “light” ürünler hayatımıza girdi. Diet Cola, light yoğurt, suni şekerli dondurmalar, bisküviler, çikolatalar, yağsız peynirler, kısacası yağı ve şekeri sıfırlanmış her şey bizim için yeme alışkanlıklarımızdan ödün vermeden kilo verebilmenin müthiş bir yolu olarak sunuldu. Tek gıda rejimini hatırlayanlar vardır sanırım aranızda. Ya da İsveç rejimini, daha yakın dönemlerden Montignac ya da Dukan diyetleri de dönem dönem karşımıza bir kurtarıcı olarak sunuldu. Bu diyetler nedeni ile çok önemli sağlık sorunları yaşayanlar oldu. Uzmanları dietle karıştırılmamasını söylese de, “juicing” detoks programları 3 gün ya da bir hafta süresinden uzun tutularak bazılarının bağırsaklarını riske atan yaşam biçimleri haline geldi. Bu arada belki de 1970li yıllardan itibaren hepimize hayvansal yağlardan uzak durmamız söylendi. Margarin ile değiştirmeliydik. “Çağla artık margarin mi kaldı?” demeyin. Türkiye’nin çok sevilen genç isimlerinden biri margarin markası sponsorluğunda yemek tarifleri yayınlıyor hala Youtube kanalında.

Bunların arasında özellikle İsveç rejimini unutamıyorum. İtalya’da okurken Amerikalı arkadaşım (ki kendisi en yakın arkadaşım olduğu için her an yanımdaydı) bu rejimi yapmaya karar vermişti. İlk iki sabah kahvaltı olarak sade kahve ve iki dilim salam yemesini söylüyordu rejim. Ve o bunu yapıyordu. Çünkü planlı rejimler ne kadar manyakça olursa olsun en çekici yanı sana pratik uygulayabileceğin bir liste vermesiydi. Yani sizi düşünme zahmetinden kurtarıyordu. Belki sağlığınız için çok riskli ve düşününce kahve ve salam yemek dünyanın en saçma şeyiydi. Ama kolaydı ve o kadar saçmaydı ki herhalde bir bildikleri vardır yoksa bu derece saçma olamaz dedirtiyordu.

Sonuç olarak bu diyetlerin çoğu geride kaldı. Taa ki yeni bir tanesi çıkana kadar. Ki çıktı da: “Whole30”. Evet arkadaşlar hepsi yalan bu gerçek! Şaka, şaka bu da diğerleri gibi bize ve metabolizmamıza zararlar verip tarihin tozlu sayfalarına karışacak.

Ben hayatımda hiç diyet yapmadım. Ama mesela Dukan diyeti yapan birinin bir hafta kadar yoğun bakımda kaldığını gördüm. Vücudu fazla protein aldığı için tüm proteini harcamaya çalışmış ve kasları erimeye başlamıştı. Karnında su toplanmıştı, kısacası hayatını kaybediyordu.

Kendime geri dönersem yine sağlıksız şeylerin çoğunu çok seviyorum ama şanslıyım ki sağlıklı şeylerin de neredeyse hepsine bayılıyorum. O nedenle kendime edindiğim ve yıllar içinde yanılmadığım birkaç prensibimi sizlerle paylaşmak isterim.

1. Yağları Sağlıklı ve Sağlıksız Olarak Tekrar Sınıflandırmak

Çocukken anneniz sizi tereyağından tamamen kesmiş yerine margarinli yemekler yapmış olabilir. Yağların hayvansal ya da bitkisel sadece natürel olanlarını kullanmak. Son dönem adı sıkça geçen Hindistan cevizi, avokado gibi yağlar da dahil olmak üzere zeytinyağı, ayçiçek yağı, fındık yağı. Ama hepsi soğuk pres yöntemi ile elde edilmeli, besin değerinden kaybetmemeli. Tereyağı az, bitkisel yağlar daha çok kullanılmalı. Rafine edilmiş, kimyasallarla zenginleştirilmiş, doymuş/doymamış oranları ile oynanmış hiçbir yağa geçit vermemeli.

2. Tüm Şeker Türevlerini Sofradan İhraç Etmek

Sakkarin, Aspartam, Suklaroz ve diğerleri hangisi olursa olsun yapay tatlandırıcıların hepsi zararlı ve yanıltıcı ve çirkin. Ağız tadını bozuyor ve aslında diyabet gibi önemli bir hastalıkla mücadele eden insanların bir nebze hayatını kolaylaştırmak yaratılma amaçları. Biz diyet yapıyoruz adı altında umarsızca çikolata yiyebilelim diye değil. Bunun yerine ham bal, esmer şeker, pekmez, hurma pekmezi, hindistan cevizi şekeri ve akçaağaç şurubu kullanılabilir.

3. Light Ürünleri Hayattan Çıkartmak

Bunu uzun uzun yazmayacağım. Bir yiyeceği diyet hale getirmek için içinden lezzetine kast eden bir şey çıkartıyorlarsa emin olun laboratuar ortamında onun eksiğini kapatmak için bir kimyasal ekliyorlar. Peynir olarak en uygun çözüm lor peyniri olabilir. Onun dışında bu besinlerin içindeki yağlar aslında en yararlı taraflarından biri unutmayın.

4. Bitkilerle Barışmak

Bitkileri neden sevmediğinizi anlayabiliyorum. Çünkü çocukken aileniz de çok sevmediği için alışmamış olabilirsiniz, ya da travmatik bir anı ile birleştiriyor olabilir beyniniz. Annelerin çocuklarına yaptığı en büyük kötülüklerden biri yanlarında “bamyadan iğrenirim” gibi talihsiz açıklamalarda bulunmak. Gelin siz bunlara hapis kalmayın. Maydonozla da bamyayla da domatesle de barışın.

5. Canınız Ne İstiyor Kulak Vermek

Sonuç olarak aslında “kişi kendinin doktorudur” sözü Cem Yılmaz’ın alay ettiği kadar basit bir söylem değil. Canınız tuzlu bir şeyler çekiyorsa sodyum eksiği, muz  ya da çikolata istiyorsa magnezyum noksanlığı yaşıyor olabilirsiniz. Mesela benim annem ablamın doğumuna çok kısa süre kala hatta doğum geciktiği sırada sürekli portakal, mandalina, limon gibi yoğun C vitaminli, antioksidan şeyler istemiş. Meğer uzayan hamilelik onu minik minik zehirliyormuş, o da toksini bu şekilde atmaya çalışıyormuş. Ama diyelim ki kendinizi dinliyorsunuz ve canınız sürekli karbonhidrat küpü unlu gıdalarla şeker çekiyor. Bu “comfort food” ihtiyacı psikolojik bir bunalım halinden yemek ile anlık mutluluk arayışından ileri geliyor olabilir. Bu konuya ayrıca eğilin.

İşte benim önerilerim bunlar. Ama sizin de eklemek istedikleriniz olursa hello@troppodonna.com‘a bekleriz.

Çağla Bingöl

Sorry, the comment form is closed at this time.